RSS

Blog

0
04 Ocak, 2017

2000'li Yıllara Taşınan Tek Lider - MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Osmanlı İmparatorluğu, saltanatını sürdürdüğü dönemin en büyük, en gelişmiş, en çağdaş toplumlarından biriydi. Tarihimizin bu bölümüyle hem iftihar ediyor, hem de bu şaşaalı ve güçlü dönemi kimi zaman özlemle yâd ediyoruz.

Ancak yine tarihin bir cilvesidir ki, tüm dünya ülkelerini titreten ve imrendiren Osmanlı İmparatorluğu, bir oldu bitti sonucu girdiği 1. Dünya Savaşı sonrası İtilaf Devletleri karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Bu yenilgi sonucunda ise, yüzyıllar süren saltanat döneminin görkemini yitirmenin ötesinde; topraklarını, insanlarını ve ekonomik gücünü de kaybetti.

O günleri şöyle bir düşündüğümüzde, Osmanlı İmparatorluğu'nun egemen olduğu dönem elbette muhteşemdi, ancak, artık bu konum kaybedilmişti. Öyle bir kayıptı ki bu; bir yandan içerideki azınlıklar isyan ediyor, bir yandan ise savaş galibi itilaf devletleri topraklarımızı parçalamak ve bölüşmek için aralarında yarışıyordu.

İşte tüm bu olumsuluklar karşısında, bir avuç yürerkli insan ve o insanların günümüze kadar ışığını yansıtan görkemli lideri Mustafa Kemal Atatürk, günün koşulları gereği amansız bir mücadelenin içine girerek, inanılmaz bir Kurtuluş Savaşı'nı başlattılar. Öncelikle sınırlarımızı korumak, bunun için de birlik ve beraberliği sağlamak gerekiyordu. Destan olarak nitelendirilebilecek birçok savaş ve verilen yüzbinlerce şehit sonrasında bu amaca ulaşıldı.

Şimdi de sıra ülkemiz insanlarını muasır medeniyetler seviyesine çıkarabilmek için en uygun rejim olan Cumhuriyet idaresini hayata geçirmeye gelmişti. 29 Ekim 1923 tarihinde bu da gerçekleştirildi. Ardından, Mustafa Kemal Atatürk ve çalışma arkadaşları, bir dizi devrimlerle günümüz Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini attılar.

Bu gün, o günleri eleştirmek, hatta karalamak mümkündür. Ancak unutulmamalı ki, eğer o günleri yaşamış olsaydık, herbirimiz Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulabilmesi için canlarımızı verirdik. Bugünse, bunun için canlarımızı değil, sevgimizi ve saygımızı vermemiz yetmektedir.

Ruhun şad olsun Büyük Atatürk ve Cumhuriyet adına canını veren, kanını akıtan bu büyük ulusun değerli insanları.

Özel Atatürk Albümü

NESA Yayın Grubu

Kurtuluş Savaşı Destanı

Türkiye Cumhuriyeti 94 yıllık bir geçmişe sahip. 700 yıllık Osmanlı tarihimizi ise ya unuttuk ya da bu bize unutturulmaya çalışılıyor. Hâlbuki bizler 700 yıllık tarihimizle var olduk, köklerimiz bu 700 yıl içinde oluştu. Şimdi ise Cumhuriyetimizin 94. Yılında yeniden var olma savaşı veriyoruz. Yapmamız gereken, 700 yıllık Osmanlı tarihimizi daima hatırlamamız gerektiği gibi, Kurtuluş Savaşımızı ve 94 yıllık Cumhuriyet tarihimizi de zihinlerimizde hep taze tutmak olmalı. 

KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI…

İnsanlar yaşanan güzellikleri nasıl unutuyorsa çektiği acıları ve yapılan ihanetleri de unutuyor.

Ülkeler tarihleriyle anılır. Biz, Osmanlı döneminde İmparatorluğumuz dillere destan iken, yanlış yönetim politikası, değer 

bilmeme, yarınları görememe vb. gibi nedenlerle topraklarını kaybeden ve değerlerini yitiren bir toplum haline geldiğimizi unutmamalıyız.

Ama buna karşın yine biz, topraklarımız işgal altında ve şartlar tamamen aleyhimizeyken o kadar cesur ve toprakları için düşünmeden canını feda eden bir neslin torunları olduğumuzu; böyle bir dönemde Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bir ulusun geleceği için, yani bizim için canları pahasına mücadele ettiklerini de unutmamalıyız.

İnsanlar kendileri için yaşadıkları gibi toprakları için, çocukları, torunları ve ecdadı için de yaşamayı bilmeli.

İşte bu anlayışı hayata geçirerek bize bugünleri hazırlayan Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarıyla birlikte tüm bir ulusu, hiç unutmamacasına hatırlamak ve saygımızı sunmak için bu nadide eseri hazırladık. Dilerim ve umut ederim ki siz değerli okurlarımız da bu eseri alıp okurken bizim gibi düşünür, dostlarınıza anlatırken bizim gibi hüzünlenirsiniz.

Geliniz ayağa kalkarak şu son sözleri hep birlikte söyleyelim:

Bizler için canları pahasına mücadele eden siz Atalarımızı saygıyla anıyoruz. Selam olsun sizlere!.. 

0
04 Ocak, 2017

Çocuğum ve Ben

"Doğacak çocuğunuz acaba sağlıklı olacak mı?"

Bu soru, bebek bekleyen hemen her çiftin kendi kendilerine sorduğu en önemli sorudur.

Aslında kadın vücudunun son derece doğal bir işlevi olan gebelik ve çocuk doğurma, milyonlarca yıldır, milyarlarca insan tarafından, sayısız kereler yaşanmış bir deneyim olmasına karşın, ilk kez yaşayan her çift haklı olarak endişeye kapılabilir.

Aileye yeni bir bireyin katılacak olması sadece doğumu yapacak kadını değil, tüm aileyi ve yakın çevresini yakından ilgilendiren önemli bir olaya dönüşür. Bir yandan aileye yeni arkası gelmeyen sorulara yanıt aranır.

“Doğacak çocuğun cinsiyeti ne olacak?”

“Elleri, ayakları, yüzü kimi benzeyecek?”

Daha da önemlisi, “Acaba normal, sağlıklı bir bebek olacak mı?”

Bunlar daha sonraki yıllar boyunca sorulacak binlerce diğer sorunun öncüleridir yalnızca. Çünkü gelen yaşamın kendisidir; anne ve babanın yaşamın belirsizlikleri karşısındaki endişeleri ve geleceğe yönelik umutlarıdır. Bu nedenle de, “Her gebelik önemlidir ve her yeni doğacak bebek özeldir.”

Gebeliğin sağlıklı ve mutlu geçirilmesi, kadın açısından olduğu kadar doğacak çocuğun sağlığı ve ailenin huzuru için de önem taşımaktadır. Endişe ve tedirginliği yok etmenin ve umudu güçlendirmenin; gebelik ve doğum sürecini mutlu bir bekleyişe dönüştürmenin başlıca yolu ise, gebelik ve doğum konusunda bilgili, bilinçli ve hazırlıklı olunmasıdır.

Bu kitapta yer alan pratik bilgiler, sorunsuz bir gebelik dönemi geçirmenize, aranıza yeni katılacak olan yavrunuza daha ilk günden güler yüzle “Hoş geldin bebek!” diyebilmenize ve onu sağlıklı, mutlu büyütebilmenize yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır.

Yavrunuzun sağlıklı, mutlu, analı-babalı büyümesi dileğiyle…

HER GEBELİK, ÖNEMLİDİR

HER YENİ DOĞACAK BEBEK, ÖZELDİR.”

04 Ocak, 2017

Altın Klasikler

Sevgili Müzik Dostları,

                17. ve 20. Yüzyıllar arasında yapacağımız görsel-işitsel geziye hoş geldiniz.

                Bu gezide, dönemin önemli müzik elçilerini görme, işitme ve izleme olanağı bulacağınızı müjdelemek istiyoruz.

                “Müzik” sözcüğünü, “İnsan ya da çalgı seslerinin, belli bir biçimsel güzellik ya da duygusal ifade yaratacak biçimde düzenlenerek bir araya getirilmesini içeren sanat dalı” şeklinde tanımlayabiliriz. Bu sözcüğün kökeni ise Yunan mitolojisindeki esin perilerine verile “Musa” adına dayanır.

               

                Müzik tarih içindeki gelişimini sürdürürken (İlkçağ, Ortaçağ, Gotik, Rönesans) 16. yüzyılda doğup 17. yüzyılda gelişen Çalgı müziği ile birlikte, çalgı ile insan sesi arasında güçlü bir dayanışma başladı. Bu dayanışma günümüze değin sürmüş olup, halen devam etmektedir.

                Çalgı Müziği’nin gelişimi ve insan sesi ile olan bu flörtü sırasında müzik tarihçesi yine bir takım dönemlere ayrılmış ve bu dönemlere adlarını yazdıran besteciler yetişmiştir. İşte biz sizlere; Barok Dönem, Klasik Dönem, Romantik Dönem ve Çağdaş (Modern)  Dönem olarak adlandırılan evreleri ve bu evrelerin önde gelen bestecilerini tanıtacağız.

                Müziğin kısa öyküsüne devam edecek olursak; opera, oratoryo ve kantatın gelişmesi Barok dönemde Ses Müziği’ni ön plana çıkardı. 18. yy. sonlarındaki önemli bir gelişme de modern iki temalı sonat biçiminin ortaya çıkışıydı. Bu biçim 20. yy.’a değin senfoni, konçerto, oda müziği türleri gibi Batı sanat müziğinin birçok türünde kullanıldı.

                19. yüzyılın ikinci yarısında bir konuyu yalnızca müzikle anlatan programlı bir müzik türü olan senfonik şiir ortaya çıktı.. 20. Yüzyılın bestecileri ise yepyeni bir anlayışla, geleneksel müziğe alışkın kulakları yadırgatan bir çok eser ortaya koyarak müziğin ses dünyasını genişletmeye çalıştılar.

                Müziğin yaygınlaşması günümüzde görülmemiş bir atılım içindedir. Elbette ki bunda en büyük pay, kitle iletişim araçlarındaki baş döndürücü gelişmedir… Bugün müzik, sanat dallarının en yaygını ve en evrenseli olma konumuna gelmiştir.

                Evet, Müzik Denizi’ndeki keyifli yolculuğumuza tekrar hoş geldiniz diyor, size bu baş döndürücü gezide keyifli saatler vadediyoruz.

1
09 Eylül, 2016

Sanal Dershane

Sanal Dershane
Bütün amacımız, öğrencilere, mezunlara ve öğretmenlere teknolojinin izin verdiği en son imkanlarla yepyeni, bağımsız, zevkli, kolayca ulaşılan, eksiksiz ve benzersiz bir Online ÖSS-YDS-SBS Hazırlık ve Ders Destek Kaynağı sağlayabilmektir.
Programımız sayesinde öğrenciler artık internet olan her bilgisayarda özgürce çalışabilmekte, rehberlik konularına, okul ve puan bilgilerine ulaşabilmektedir. Her yıl yaklaşık 180.000 soru, binlerce test ve 100'lerce Deneme Sınavı içerecek bu ürünü ülkemize kazandırmakta emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza ve 1.200'den fazla öğretmenimize tekrar teşekkür ederiz. Türkiye'mizin eğitim-öğretimine katkıda bulunabildiysek, ne mutlu bizlere. Bilgi için tıklayınız.